18 Temmuz 2017 Salı

Değer Verip Değer Kaybetmek

Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet... TDK böyle açıklamış değerin karşılığını. 
Kulağa güzel bir kavram gibi gelse de değer aslında çok tehlikeli bir kavramdır. Ölçüyü ayarlamanın en zor olduğu şeylerden biridir değer. Çünkü değer terazisi denilen soyut bir denge mekanizması vardır. Değer verirken ölçüyü kaçırdığımız an, değer kaybediyoruz dengeyi sağlamak için. İlişkilerde değer vermenin ölçüsünü kaçırdığımızda  değer verdiğimiz insanın gözünde değersizleşmemizin sebebi de budur.  Üşeniyorum şimdi örneklemeler sıralamaya, zira buna değecek kimse göremiyorum çevremde.

20 Mart 2017 Pazartesi

Feminist Güvercinim

Yaklaşık 19 yıldır hayvanlarla iç içeyim ama daha önce böylesini görmedim hiç.

Şimdi benim kızım iki yumurta yaptı geçenlerde.  Bir gün baktım yumurtaların üstünde değil. Çok üzüldüm dedim kuşum gitmiş. İki üç gün evde hiç görmedim kuşu. Ben kuşum yumurtalarını bırakıp gitti diye üzülürken aslında hanımefendi kocayı yumurtaların üstüne bırakıp gezmeye gidiyormuş. Bir gün işteydim kuzenim bize gelip kuşlara bakmış, bakmış kuş yerinde. Hemen arayıp kuşun geldiğini söyledi bana. Akşam eve geldim baktım kuş yuvasında. Neyse ben geldi diye çok mutluyum hesap sormuyorum hanımefendiden.

Sonraki gün sabah erken uyandım, yemlerini verdim. Yemini yedi biraz sonra  uçtu gitti. Saat 10 gibiydi. Tüm gün mekik dokudum balkon ile salon arasında acaba geldi mi diye. Salonda uzanırken, akşama doğru bir kanat sesi geldi. Balkona koştum, baktım bizim kız gelmiş. Bu durum sonraki günler de devam etti. Bizim feminist kızımız kuluçka görevini tümüyle erkeğe bırakıp günü gün ederken nihayet dün itibari ile yavrular yumurtadan çıkmaya başladı. Biri dün çıktı, diğeri de bugün çıkacak inşallah. Ama ben bunun yavrularından da korkmaya başladım. Bunlar da anarşist olup salonda yatıp kalkarlarsa hiç şaşmam.

Şaka bir yana, çok seviyorum onları. İyi ki varlar kendileri, özellikle de feminist kızım.

19 Mart 2017 Pazar

Başkası İçin Kendimizden Vazgeçmek

Bu yazıya bir özeleştiri ile başlamak istiyorum. Çünkü bugüne kadar hayatıma giren her insandan benim için kendinden vazgeçmesini istedim. Şimdi biraz utanarak biraz pişmanlıkla bakıyorum geçmişime. Yaptığım çok yanlıştı, hayatına bu yönde müdahale ettiğim insanlardan özür dilerim...

Şimdi konumuza gelebiliriz. Başkası için insan kendinden nasıl vazgeçebilir? Çok sevince , çok isteyince. Peki değer mi? Bence zerre değmez. Çünkü başkası için kendinizden vazgeçtiğinizde karşıdakinin mutlu olduğu şeyi yaparsınız mutsuz olma pahasına. Peki mutsuzluğunuz ile mutlu olan bir insan için kendinizden vazgeçmeye değer mi?

Ben karşımdakinden bunu istediğimde aslında hep bencillikle istedim. Hiç düşünmedim, bu insan şunu yapmak istiyor ama ben yapma diyorum. Kim bilir nasıl bir hevesle yapmak istiyor ama ben yapma diyorum. Yapınca kıskanacakmışım, bu da mutsuz edecekmiş beni.  Ne kadar bencilce.

Peki ne yapılması gerekiyor böyle durumlarda. Kanımca şöyle yapılması gerek. Karşımızdakine yaptığı şeyden dolayı kıskanacağımızı anlatıp yapıp yapmama kararını ona bırakmak gerek. Böyle bir durumda muhtemelen kıskandığımız şeyi yapmayacaktır ve bunu kendi iradesi ile yaptığı için mutlu da olacaktır. ( Son ilişkimde bunu denedim, gerçekten işe yarıyor.)

Bonus Tavsiyem:  Güvendiğiniz insan ne olursa olsun şunu yapma bunu yapma demeyin. Güvendiğiniz insanın güveninizi boşa çıkarmaması kadar mutlu eden bir şey yok.

Hoşgeldin.

Bugün minik bir çocuk geldi dünyama. Dışarıdaydım, kuzenim aradı ve eve bir tepsi baklava getirmem gerektiğini söyledi. Neden,  dedim. Senin kuşlarının çocuğu olmuş dedi. Tabi o an kanatlandım mutluluktan. Eve gelir gelmez bu fotoğrafı çektim. Minik bir huzur parçası. Hoşgeldin.

17 Mart 2017 Cuma

Sevmek.

Sevmek denilince aklıma hep hayvanlar gelir. 6 Yaşında başladığım hayvan dostluğumdan kaynaklı olsa gerek bu. 19 yıl olmuş...

Bir yokuştan aşağı koşuyordum, bir kedi sesi geldi. Yavru bir kediydi, siyah beyaz. Minnak mı minnak. Hemen aldım, besleyeceğim dedim. Ama ne yemek verebilirdim ki? Bir fare öldürdüğümü  hatırlıyorum. O fareyi vermiştim ona. Henüz küçüktü kedi, kesemiyordu dişleri eti. Yardım etmek istedim. Ama kedinin dişleri arasından alamıyordum fareyi. Dokunmaya çalıştıkça hırçınlaşıyordu kedi. Ben de pes ettim. Bir gün boyunca uğraştı minik dostum o fare ile... İşte böyle  başladı hayvanlarla olan dostluğum.

Dedim ya benim aklıma hep hayvanlar gelir sevmek denilince. Ama sevmek uçsuz bucaksız bir deniz gibi. Bu yüzden sınır koymadım sevdiğim şeylere. Doğayı çok sevdim hayvanlardan sonra. Gerçi hayvanlar da doğanın bir parçası olarak görülür ama benim dünyamda işler biraz farklı. Doğa benim için yeşildir, taştır topraktır, uçurumdur buluttur. 

Bir gün yine  6-7 yaşlarındayım. Çöplerin atıldığı bir yerdi galiba, bir bal kabağı bitkisi gördüm. Kabak reçelini çok sevdiğimden bal kabağı bitkisini biliyordum o zamanlar. Toprağı ile birlikte aldım onu oradan bizim evin önündeki bahçeye ektim. O bahar tam 33  bal kabağı verdi o bereketli bitki. Annem hala anlatır bu anımı...

Sonra çayı çok sevdim. Çay ve peynir. Ninem koçer olduğu için genleri bana aktarılmış olmalı ki, bizim evin en koçeri bendim. Koçerler doğuda hayvancılıkla uğraşan konar göçer insanlara deniliyor. Ve çay ve peyniri çok severler. Bazı özel nedenlerden dolayı bazen sabah kahvaltısını ben hazırlardım 6 -7 yaşlarımda. O zamanlar okula gitmiyordum ve okula giden iki abim vardı. Onların kahvaltısını ben hazırlıyordum, çünkü  iyi çay yapardım o zamanlar...

Aslında sevdiğim çok şey var. Ama sevgi dünyamın merkezinde bu üçü  bulunuyor. Peynir bu aralar biraz merkezden uzaklaşmış gibi oldu, sebebini de biliyorum. Hep ıspanaklı gözlemeye olan ilgimden. Ama affettireceğim kendimi bu hafta ıspanaklı gözleme yerine peynirli gözleme yiyeceğim...